8
May

İmamın Entelektüel Rolü: Eşrefpaşalılar

   Yazan: tenkafesi   Kategori sinema

Şerif Mardin “Cumhuriyet’in öğretmeni mahallenin imamına karşı yenildi” sözleriyle büyük bir tartışma başlatıp, Osmanlı’daki eğitim sistemiyle cumhuriyetten sonraki eğitim sistemini karşılaştırmış, imamla rekabetinde öğretmenin topluma iyiyi, güzeli ve doğruyu eski sistem kadar öğretemediğini söylemişti. Şerif Mardin’in sözlerinin siyasetle bağını çözebilirsek, aslında Türk sinemasında özellikle 70’li yıllarda çekilen filmlerde imam karakterinin neden hep olumsuz olarak resmedilmesini de açıklayabiliriz. İktidar kavgasının bir sonucu olarak imamlar, toplumu ayrıştırarak ötekileştiren bir takım grupların ve farklı kesimlerin o dönem hışmına uğrayıp toplumda olumsuz bir karakter olarak gösterilmiş, cami ve din topluma “olumsuz imam karakteri” ile yanlış tanıtılmıştır.

Vizyona geçtiğimiz haftalarda girerek dikkatleri üzerine çeken Eşrefpaşalılar, Türk sinemasında imam karakterinin rolünü, çarptırılmadan seyredebileceğimiz ender yapımlardan biri. İzmir’in Eşrefpaşa semtinde yaşayan delikanlıların serseri tanımından ayrılan yanlarının, “harbi”liklerinin ve mangal gibi yüreklerinin diyaloglara işlendiği samimi bir filmle karşı karşıyayız. Küfürsüz bir şekilde kabadayılığın anlatılabileceğinin, cinsellik içermeyerek aşka vurgu yapılabileceğinin, hüznün, umutların ve değişim-dönüşüm yaşayan insanların ihlâslarının etkili bir şekilde beyazperdeye aktarıldığını söyleyebiliriz.

Yönetmen Hüdaverdi Yavuz’un “Biz bir sevgi filmi yaptık” diyerek özetlediği yapım, sevgiyi ve muhabbeti, insanın iç dünyasında yapacağı yolculukla birlikte Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerinin de ön plana çıkartıyor. Raconları gereği içki, kumar, uyuşturucu, kavga gibi kötü alışkanlıkları bulunan kendi tabirleriyle bitirim delikanlıların “nereden nereye…” diyecekleri, Türk sinemasında ender görünen “iyi hoca” karakteri ile hayatlarına bembeyaz bir sayfa açacaklardır. İzmir’in kabadayıları filmin sloganında geçtiği üzere, kulak keserken kulak kesileceklerdir Hocaya.

“Hoca bu mahallenin adamı…

Sen kimin adamısın?”

İnsanın Allah ile olan ilişkisine ışık tutarak toplumda bilinçli, sorgulayıcı ve din hakkında donanımlı bireylerin yetişmesine vesile olabilmesini işleyen Eşrefpaşalılar’ın hikâyesine kısaca değinelim:

İzmir Eşrefpaşa’dan gelip İstanbul’a yerleşmiş iki dosttan biri olan Tayyar (Hüseyin Soysalan), güç ve iktidar tutkusu ile büyük bir mafya lideri olurken; Davut (Turgay Tanülkü), küçük mahallesinde namusuyla kahvesini işletmektedir. İkisi de aynı kadını sevmiştir fakat Madam Eleni (Sermin Hürmeriç) Davut’u sevmesine rağmen Tayyar ile evlenmek zorunda kalmıştır. Bir de kızı Duygu (Deniz Özpınar) dünyaya gelir. Fakat Tayyar, Madam’ın gönlünün Davut’ta olduğunu bildiğinden bunu sindiremeyip kızı ile birlikte Madam’ı ortada bırakır. Tayyar bir şekilde intikam alacaktır ve bunu Davut’un evlatlığı Nusret’i (Burak Tarık) kendi yoluna çekerek yapacaktır. Hapisten çıktıktan sonra mahalle kabadayısı Nusret, bir tarafta sevdiği kız, sevdiği insanlar; diğer tarafta ise para ve saltanat, kabadayılık arasında kalır. Nusret bu iki dünya arasında bocalarken, mahallenin metruk camisine bir Hoca (Sinan Taymin Albayrak) tayin olur ve olayların seyri değişmeye başlar. Mahalleli Nusret’ten uzaklaşmaya, kendileriyle kucaklaşan imamın etrafında toplaşmaya başlamıştır. Çünkü imam, kendi tabirleriyle mahallenin adamıdır, Nusret ise hapisten çıktıktan sonra Tayyar’ın yanında çalışmaya başlayarak mahalleliden uzaklaşmıştır. Nusret’i zor bir seçim beklemektedir.

Dinin iktidardaki devlet elitleriyle kendine iktidar alanı arayan yoksul kitlenin sığındığı cami arasında bir kavganın aracına dönüştüğü, cami ile kışla arasına sıkıştığı ülkemizde, imamların rollerinin ne derece önemli olduğu aşikârdır. Eşrefpaşalılar filminde imam karakteri, yıllardır bu topraklarda unutturulmaya çalışılan yitik değerleri günyüzüne çıkartarak, imamın asli vazifesini ortaya koyuyor. İşlediği suçlardan ve yaptığı hırsızlıklardan dolayı affedilmekten umudunu yitiren bir hırsıza, Allah’ın rahman ve rahim sıfatlarını hatırlatarak, günahlarından bağışlama dilemesi gerektiğini ve Rahman’ın affediciliğini anlatan imam, mahallelinin gönlünde taht kuruyor:

- affeder mi dersin Hoca?
- sen Davut babanın yanında yetiştin, kaç kez affetti?
- belki on, belki yüz, belki bin kez.
- onun kalbine o merhameti koyan Allah, sence affetmez mi?
- haklısın Hoca, affeder…

İmamın toplumdaki entelektüel rolünün işlendiği Eşrefpaşalılar, medya ve basın tarafından toplumda her zaman “kötü” olarak gösterilen imam karakterinin toplumdaki fonksiyonunu, imamın toplumla nasıl bir iletişim halinde olması gerektiğini çok iyi işlemiş. Pekala imam ilkokulun olmadığı bir semtte çocuklara Türkçe dersi verip cümlenin öğelerini de anlatabilir, kahve cemaatiyle buluşup her hafta kahve cemaatiyle muhabbet ederek toplumun hafızasında dini hurafelerden temizleyebilir. Okulsuz çocuklara okuma yazma öğretirken çocuklarla ulvi bir diyaloga geçebilir, caminin bahçesine çiçekler ekerken, gönüllere de çiçekler ekilmesine vesile olabilir.

Devamını oku »

1. sayfa1234510...Son sayfa »